Tarihçe
1985 yılında Vehbi Koç’un önderliğinde bir grup iş adamı, akademisyen, iş ve işveren kuruluşları temsilcileri tarafından kurulan TAP Vakfı, Türkiye’de yaşanmakta olan hızlı toplumsal değişim sürecine paralel bir oluşumdu.
Ülke nüfusunun özellikle 1950’lerden sonra hızla artışı nedeniyle kırdan kentte göçler, düzensiz kentleşme, sosyal ve ekonomik sorunlar gündemi oluşturmaktaydı. Nüfus konusundaki tartışmalar, özellikle 1960’lı yıllarda Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulması ile başlamış ve Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında (1963 – 1967) yer almıştır.
Planda yer alan resmi görüşe göre, hızlı nüfus artışı milli gelirdeki artış hızının önünde gittiği sürece, ekonomik gelişmenin bir ölçüsü olan kişi başına gelir artışını yavaşlatacaktı. Hızlı artış, kişilerin yaşam düzeylerini yükseltecek olan ekonomik yatırımlar yerine hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak demografik yatırımlara yönelecekti. Bu nedenlerle nüfus sorunları kamuoyunda tartışılmaya başlanmış ve TBMM’nin 1965 tarihinde kabul ettiği “nüfus planlaması kanunu” ile kişilere istediği zaman ve istedikleri sayıda çocuk sahibi olma özgürlüğü tanımıştı. Bu aile planlamasına alanında atılan ilk adımdır.
1960’lı yıllarda nüfusumuz yılda yüzde 3 civarında artıyor ve her kadın için ortalama canlı doğum sayısı olan toplam doğurganlık düzeyi 6'yı gösteriyordu. Sağlık boyutundan bakıldığında, bu yasanın ardındaki önemli bir gerekçe, anne- çocuk sağlığına ilişkin araştırmaların, anne-çocuk ölüm ve hastalık oranlarının çok yüksek olduğunu ortaya çıkarmış olmasıdır. Anne ölümlerinin yarıdan fazlasının gizli olarak yapılan düşüklerin neden olduğu saptanmıştır.
1970’li yıllar aile planlamasının temel bir sağlık hizmeti olarak ele alındığı, ana-çocuk sağlığı hizmetleri ile birlikte halka ulaştırılmaya çalışıldığı bir dönemdir. Ancak Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı (1979-1983), ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerinin etkin bir biçimde yürütülmesinin önemli bir sorun olma niteliğini koruduğunu vurgulamaktaydı. 1983 yılında yasal düzenleme anlamında ikinci bir adım atılarak, cerrahi yöntemlerin de eklenmesiyle aile planlaması yöntem seçenekleri arttırılıyor, 10 haftaya kadar olan gebelikler isteğe bağlı olarak sonlandırılabiliyor, hizmet sunumunu yaygınlaştırmaya yönelik uygulamalar başlatılıyordu.
1970’li yıllarda üç basamaklı rakamlarda olan anne ve bebek ölüm oranları yaygınlaşan sağlık hizmetleri ile düşmeye başlıyordu. 1978 yılı Demografi ve Sağlık Araştırması verilerine göre ülkemizde bebek ölüm oranı binde 170’dir. Aynı yıllarda anne ölüm oranı ise yüz binde 200 sınırını geçmiştir. Nüfus artışı ve aile planlaması kavramı anne–çocuk sağlığı alanında yoğunlaşırken, nüfusun hızla büyümesinin getirdiği pek çok sosyal ve ekonomik olgu, iç göçlerden dış göçe, kentleşmeden marjinal grupların gelişimine, toplumun tüm sektörlerini yakından etkilemektedir. Ekonomik gelişim sürecinde, nüfusun hızla artıyor olmasının getirdiği dinamikler özellikle negatif boyutları ile tartışılmaya devam etmektedir.
Bu ortam, kamu sektörünün yanı sıra özel sektörün de nüfus alanında bir şeyler yapmaya yönlendirmiştir. Bunun sonucu olarak Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı kurulmuştur.