Sivil Toplum Destek Programı kapsamında gerçekleştirdiğiniz “Dinle, Anla, Anlat” projesi, İzmir’de geçici koruma statüsündeki, özellikle okuma yazma bilmeyen Suriyeli kadınlara yönelik hak temelli bir bilinçlendirme modeli geliştirmeyi, kadınların kendi hak ve yükümlülüklerini öğrenmelerini, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele mekanizmalarını tanımalarını ve edindikleri bilgileri kendi topluluklarında yaygınlaştırmalarını amaçlıyor.


Mülteci Der olarak İzmir’de bu alanda yürüttüğünüz çalışmaları ve proje deneyiminizi daha yakından tanımak amacıyla sizlere birkaç soru yöneltmek isteriz.

Öncelikle derneğinizden biraz bahseder misiniz? Hangi alanlarda çalışmalar yürütüyorsunuz?

Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der), 2008 yılında İzmir’de kurulmuş, göç ve mültecilik alanında hak temelli çalışmalar yürüten bir sivil toplum örgütüdür. Temel amacımız, mültecilerin ve göçmenlerin haklarına erişimini desteklemek, karşılaştıkları hak ihlallerinin önlenmesine katkı sunmak ve toplumda bu haklara ilişkin farkındalığı güçlendirmek.

Çalışmalarımızın önemli bir bölümünü hukuki danışmanlık ve haklara erişim, savunuculuk, izleme ve raporlama faaliyetleri oluşturuyor. Mültecilerin karşılaştıkları sorunları sahadan takip ediyor, hukuki ve idari süreçlerde destek sunuyor ve elde ettiğimiz bilgi ve deneyimleri savunuculuk çalışmalarımıza yansıtıyoruz. Aynı zamanda kamu kurumları, barolar, diğer sivil toplum örgütleri ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği içinde çalışmalar yürütüyoruz.

Bunun yanında özellikle kadınlar, çocuklar ve diğer kırılgan grupların haklara erişimi konusunda da çalışmalarımız bulunuyor. Hak ihlallerinin yalnızca hukuki boyutuyla değil, kişilerin günlük yaşamlarını ve toplumsal hayata katılımlarını etkileyen boyutlarıyla da ilgileniyoruz. Bu nedenle bilgilendirme, farkındalık ve güçlendirme çalışmaları da faaliyetlerimizin önemli bir parçasını oluşturuyor.

“Dinle, Anla, Anlat” projesini ortaya çıkaran temel ihtiyaç neydi? Projeyle neyi değiştirmeyi hedeflediniz?

“Dinle, Anla, Anlat” projesini, hukuki danışmanlık hattımıza gelen başvurular sırasında karşılaştığımız ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendirdik. Özellikle çocuk yaşta evlilik ve gebelik öyküleri, resmi nikâhın bulunmaması nedeniyle yaşanan sorunlar ve eşleri yurt dışına, Avrupa ülkelerine veya Suriye’ye gittiği için çocuklarıyla ilgili kararları uygulamada bürokratik güçlüklerle karşılaşan annelerin başvuruları bize önemli bir ihtiyaca işaret ediyordu. Bu başvurularda, eşin muvafakatnamesinin bulunmaması nedeniyle annelerin çocuklarıyla ilgili bazı işlemleri gerçekleştirmekte zorlandığı durumlarla karşılaşıyorduk.

Bunun yanında, Suriye’ye gönüllü geri dönüş sürecinde de ailelerin kendi içinde farklı görüşlere sahip olduğunu gördük. Örneğin eşler arasında ya da anne-baba ile çocuklar arasında geri dönüş konusunda fikir ayrılıkları yaşanabiliyor. Bu durum, özellikle kadınların ve çocukların hakları ve karar alma süreçlerine katılımı açısından yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarıyor.

Bu başvurulardan hareketle projemizi toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve eşitsizliklerle mücadeleyi güçlendirecek, kadınların ve kız çocuklarının hakları konusunda bilgiye erişimini artıracak şekilde tasarladık. Buradaki temel hedefimiz yalnızca bireylere hukuki bilgi vermek değil, bilginin topluluk içinde yayılmasını ve kadınların karşılaştıkları sorunlar karşısında haklarını daha iyi bilmelerini ve kullanabilmelerini sağlamaktı. Bu nedenle projede topluluk temelli bir yaklaşımı benimsedik; kadınların ihtiyaçlarını ve mevcut bilgilerini dikkate alarak bilgi paylaşımını güçlendirmeyi ve edindikleri bilgilerin kendi çevrelerinde de yaygınlaşmasını amaçladık. 

Mülteci kadınlarla çalışırken nasıl bir yöntem izlediniz? “Dinle, Anla, Anlat” yaklaşımı sahada nasıl karşılık buldu?

“Dinle, Anla, Anlat” yaklaşımını sahada, kadınlara doğrudan ve didaktik bir şekilde bilgi aktarmak yerine, öncelikle bu konularda neler bildiklerini, hangi deneyimlere sahip olduklarını ve en çok hangi hak ihlalleriyle karşılaştıklarını anlamaya çalışarak uyguladık. Beş temel başlıkta çalıştık: geçici koruma kapsamında haklar, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele mekanizmaları, gönüllü geri dönüş, aile hukuku ve cinsel sağlık ve üreme sağlığı. Bu başlıklar ilk bakışta birbirinden farklı görünse de, hepsi kadınların hakları ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadeleyle doğrudan bağlantılıydı.

Bu başlıklarda toplam 10 bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdik. Toplantıların beşini dernek merkezimizde, diğer beşini ise mültecilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere giderek gerçekleştirdik. Özellikle sivil toplum kuruluşlarının daha az faaliyet yürüttüğü mahallelerde yaşayan mülteci kadınlara ulaşmaya çalıştık. Amacımız, daha önce benzer bilgilendirme toplantılarına katılmamış ve bilgiye erişim konusunda daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilecek kadınları da çalışmanın içine dahil etmekti. Böylece yalnızca derneğimize ulaşabilen kadınlara değil, bilgilendirme faaliyetlerine erişimi daha sınırlı olan kadınlara da ulaşmayı hedefledik.

Toplantılarda ele aldığımız başlıkların oldukça geniş olması nedeniyle, her konuyu kapsamlı biçimde ele almak yerine TCDŞ ile mücadele ve CSÜS alanlarıyla doğrudan bağlantılı, kadınların bilgi ihtiyacının yüksek olduğu ve sahada hak ihlallerinin daha sık yaşandığını gözlemlediğimiz konulara odaklandık. Öncelikle kadınların bu konularda neler bildiklerini ve hangi sorularının olduğunu anlamaya çalıştık; ardından ihtiyaç duyulan noktalarda doğru bilgileri mevcut bilgilerin üzerine ekleyerek eksik veya yanlış bilgileri düzeltmeye çalıştık. Böylece toplantıları yalnızca genel bir bilgilendirme faaliyeti olarak değil, kadınların ihtiyaç duydukları bilgiye odaklanan ve günlük yaşamlarında karşılaşabilecekleri somut durumlara yanıt veren bir içerikle yürüttük. 

Ayrıca bu beş başlıkta, kadınların toplantılar sonrasında da erişebilecekleri Arapça, kısa ve öz bilgilendirici videolar hazırladık. Proje sonunda ise mülteci kadınlarla bir değerlendirme ve kapanış toplantısı gerçekleştirdik. Bu toplantıda kadınların geri bildirimleri bizim için oldukça değerliydi. Kadınların önemli bir bölümü, ele aldığımız konular hakkında aslında daha önce yeterince bilgi sahibi olmadıklarını ifade etti. Konular hakkında bilgi sahibi olan kadınlar ise, bu bilgileri yeniden hatırlamanın ve güncel bilgileri öğrenmenin kendileri için faydalı olduğunu belirttiler.

Bunun yanında, 10 bilgilendirme toplantısı ve kadınlarla gerçekleştirdiğimiz 2 değerlendirme/kapanış toplantısından elde ettiğimiz verileri bir araya getirerek bir rapor hazırladık. Böylece kadınların yalnızca bilgiye erişimini desteklemekle kalmadık; onların kendi deneyimlerini, ihtiyaçlarını ve görüşlerini görünür kılmaya ve bu deneyimleri daha geniş bir alana aktarmaya da çalıştık. Ayrıca sahada çalışan yerel aktörlerle gerçekleştirdiğimiz toplantıda, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede mültecilerle nasıl daha etkili çalışabileceğimizi birlikte değerlendirdik.

Bu açıdan “Dinle, Anla, Anlat” bizim için tek yönlü bir bilgilendirme projesinden ziyade, kadınları dinlediğimiz, mevcut bilgi ve ihtiyaçlarını anlamaya çalıştığımız, birlikte doğru bilgiyi oluşturduğumuz ve bu deneyimi daha geniş bir alana aktardığımız katılımcı bir süreç oldu.

Proje sürecinde kadınların ihtiyaçları, deneyimleri veya talepleri konusunda sizi şaşırtan ya da bakış açınızı değiştiren bir deneyim oldu mu?

Proje sürecinde bizi en çok düşündüren konulardan biri, bilgiye erişim ile o bilgiyi hayata geçirebilmenin aynı şey olmadığını görmek oldu. Özellikle STK’ların daha yoğun faaliyet yürüttüğü mahallelerde yaşayan kadınlardan, benzer bilgilendirme toplantılarına daha önce de katıldıklarına ilişkin geri bildirimler aldık. Ancak bazı kadınlar, öğrendikleri bilgileri kullanmak veya haklarını talep etmek konusunda kendilerini yeterince cesaretli hissetmediklerini ifade ettiler. Bu da bize, meselenin sadece bilgi eksikliği olmadığını; barolar, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları gibi hizmet sağlayıcılara ulaşmanın ve bu kurumlarla ilişki kurmanın da önemli bir bariyer olabildiğini gösterdi. Bu nedenle toplantılar sırasında hukuki ya da başka bir konuda desteğe ihtiyaç duyduğunu belirten kişileri bekletmeden derneğimizin hukuki danışmanlık birimine yönlendirerek doğrudan destek almalarını sağladık.

Diğer taraftan, STK’ların yoğun olarak çalışmadığı mahallelerde yaşayan kadınların sivil toplum kuruluşlarıyla daha az temas kurduğunu ve bilgilendirme faaliyetlerinden daha fazla uzak kaldığını gördük. Dolayısıyla bir tarafta farklı konularda çok sayıda bilgilendirme faaliyetine erişebilen kadınlar varken, diğer tarafta hiçbir bilgilendirme toplantısına erişemeyen kadınların olması dikkat çekiciydi. Bu deneyim, bundan sonraki çalışmalarımızda sadece “kaç kişiye ulaştık?” sorusuna değil, “kimlere ulaşamadık ve neden ulaşamadık?” sorusuna da bakmamız gerektiğini gösterdi.

Bir diğer önemli gözlemimiz, göçün kadınlar ve erkekler arasındaki toplumsal cinsiyet rollerinde bazı değişimleri beraberinde getirmesi ve bu değişimlerin aile içinde yeni gerilimler yaratabilmesi oldu. Göçle birlikte kadınların çalışma hayatına daha fazla katılması, aile içindeki sorumlulukların değişmesi veya kadınların kamusal alandaki görünürlüğünün artması gibi durumların, aile içerisindeki geleneksel rollerle zaman zaman çatışabildiğini gördük. Bu, toplumsal cinsiyet rollerinin göçle birlikte nasıl değiştiğini ve bu değişimlerin kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğini daha yakından anlamamızı sağladı.

Bunun dışında, gönüllü geri dönüş konusunda toplumsal cinsiyet rollerinin de önemli bir belirleyici olduğunu gördük. Geri dönüş kararı söz konusu olduğunda kadınların ve erkeklerin deneyimleri ve beklentileri her zaman aynı olmayabiliyor. Özellikle kadınların, geri dönmeleri halinde karşılaşabilecekleri toplumsal cinsiyet temelli baskılar, aile içindeki rolleri ve haklarına ilişkin kaygıları nedeniyle geri dönmek istemedikleri durumlarla karşılaştık. Bu da bize gönüllü geri dönüş meselesinin yalnızca güvenlik, ekonomik koşullar ya da ülkedeki genel durum üzerinden ele alınamayacağını; kadınların ve erkeklerin geri dönüşten nasıl etkileneceğinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin bu kararı nasıl şekillendirdiğinin de dikkate alınması gerektiğini gösterdi.

Bundan ayrı olarak, genç kuşak ile önceki kuşaklar arasında da bazı konularda belirgin fikir farklılıkları olduğunu gözlemledik. Gençlerin kendi gelecekleri, yaşam biçimleri ve beklentileri konusunda önceki kuşaklardan farklı düşündükleri ve bu farklılıkları aile içinde güvenli bir ortamda konuşmaya ihtiyaç duydukları görüldü.

Bununla birlikte bizi olumlu anlamda şaşırtan bir başka şey de kadınların bu konular hakkında aslında çok güçlü düşüncelere ve deneyimlere sahip olmaları ve bunları paylaşmaya oldukça istekli olmalarıydı. Özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet gibi hassas ve kültürel boyutları olan meseleleri mülteci topluluklarla konuşmanın zor olabileceğini düşünebiliyoruz. Ancak doğru bir yöntem ve güvenli bir ortam oluşturulduğunda kadınların bu meseleleri açıkça tartışmak istediklerini gördük.

Bu da bize toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele konusunda mülteci kadınlarla konuşmaktan çekinmemek, ancak bunu yaparken kültürel ve toplumsal bağlamı gözeten, güvenli ve yargılayıcı olmayan bir alan oluşturmak gerektiğini gösterdi. Kadınların yalnızca bilgiye ihtiyaç duyan kişiler değil, kendi deneyimleri, görüşleri ve çözüm önerileri olan aktörler olarak görülmesi gerektiğini de proje boyunca daha güçlü biçimde deneyimledik.

Son olarak bizi şaşırtan bir diğer nokta, kadınların bu tür toplantılara yönelik ilgisinin yalnızca toplantının içeriğiyle açıklanamayacağını görmek oldu. STK’ların düzenlediği toplantılar, birçok kadın için evden çıkabildikleri, başka kadınlarla bir araya gelebildikleri ve sosyalleşebildikleri alanlar da oluşturuyor. Bu nedenle bazı toplantılarda kadınların konuya ilişkin bilgi ihtiyacından bağımsız olarak yüksek bir katılım ve ilgi göstermesi dikkat çekiciydi. Bu durum bize, bu tür faaliyetlerin yalnızca haklara ilişkin bilgi sağlama açısından değil, kadınların sosyal bağlarını güçlendirmeleri ve psiko-sosyal iyilik hallerini desteklemeleri açısından da önemli bir işlev görebildiğini gösterdi. Dolayısıyla benzer faaliyetleri planlarken, yalnızca aktarılacak içeriği değil, kadınların bir araya gelebileceği ve kendilerine ait bir alan bulabileceği bu sosyal boyutu da dikkate almak gerektiğini düşünüyoruz. 

Projenin kadınların haklarını öğrenmesi, hak arama mekanizmalarını tanıması ve bu bilgiyi kendi çevreleriyle paylaşması açısından nasıl bir değişim yarattığını gözlemlediniz?

Proje kapsamında kadınların özellikle daha önce yeterince bilmedikleri konularda bilgi sahibi olmaya başladıklarını ve hak arama mekanizmalarının neler olduğunu daha iyi tanıdıklarını gözlemledik. Kapanış toplantısında kadınların önemli bir bölümü, ele aldığımız konular hakkında daha önce yeterli bilgiye sahip olmadıklarını ifade etti. Bilgi sahibi olan kadınlar ise, bilgileri yeniden hatırlamanın ve güncel bilgileri öğrenmenin kendileri açısından faydalı olduğunu belirttiler.

Burada bizim için önemli olan, kadınlara yalnızca “haklarınız bunlar” demek değildi. Bir sorun yaşadıklarında nereye başvurabileceklerini, hangi kurumların kendilerine destek sunabileceğini ve ihtiyaç duyduklarında hukuki danışmanlığa nasıl erişebileceklerini bilmeleri de önemliydi. Toplantılar sırasında desteğe ihtiyaç duyduğunu belirleyen kadınları da doğrudan derneğimizin hukuki danışmanlık birimine yönlendirdik. Böylece bilgilendirme ile somut destek arasında bir bağlantı kurmaya çalıştık.

Bilginin kadınların kendi çevrelerine aktarılması da projenin önemli hedeflerinden biriydi. Hazırladığımız Arapça kısa videoların bu açıdan faydalı olduğunu düşünüyoruz; çünkü kadınların toplantıda öğrendikleri bilgileri daha sonra tekrar izlemelerine ve çevreleriyle paylaşmalarına imkân sağladı. Toplantılarda da kadınların kendi deneyimlerini ve bilgilerini birbirleriyle paylaştıklarını, bazı konularda birbirlerinin sorularına cevap verdiklerini gördük.

Bununla birlikte, proje bize bilgi sahibi olmanın tek başına hak aramaya yetmediğini de gösterdi. Bazı kadınların haklarını bilmelerine rağmen bunları hayata geçirme veya ilgili kurumlara başvurma konusunda çekinceleri ve çeşitli bariyerleri olduğunu gördük. Bu nedenle kadınların güçlenmesini yalnızca bilgi düzeyindeki bir değişim olarak değil, bilgiye erişim, güven, destek mekanizmalarına ulaşabilme ve gerektiğinde harekete geçebilme kapasitesinin birlikte güçlenmesi olarak değerlendiriyoruz.

Bu açıdan projenin en önemli katkılarından birinin, kadınların kendi deneyimleri üzerinden soru sorabildiği, haklarını konuşabildiği ve ihtiyaç duyduklarında destek alabilecekleri mekanizmaları tanıyabildiği bir alan yaratmak olduğunu düşünüyoruz.

Proje sürecinde sahada karşılaştığınız temel sorunlar ve ihtiyaçlar nelerdi? Bu deneyimler size ne öğretti?

Proje sürecinde sahada karşılaştığımız en temel sorunlardan biri, bilgilendirme faaliyetlerine erişimdeki eşitsizlikler oldu. STK’ların daha yoğun çalıştığı bazı mahallelerde kadınların daha önce çok sayıda bilgilendirme toplantısına katılmış olduğunu görürken, bazı mahallelerde yaşayan kadınların bu tür faaliyetlere neredeyse hiç erişemediğini gördük. Bu nedenle yalnızca faaliyetlerin sayısını artırmanın değil, hangi gruplara ve hangi mahallelere ulaşabildiğimize de dikkat etmenin önemli olduğunu gördük.

Bir diğer ihtiyaç, bilgi ile hizmete erişim arasındaki boşluktu. Bazı kadınlar haklarını ve başvurabilecekleri mekanizmaları öğrenseler bile, bu bilgiyi kullanma ve ilgili kurumlara ulaşma konusunda çekinceler veya bürokratik ve sosyal bariyerlerle karşılaşabiliyorlardı. Bu nedenle proje sırasında destek talebi olan kadınları bekletmeden derneğimizin hukuki danışmanlık birimine yönlendirdik. Bu deneyim bize, bilgilendirme çalışmalarının mümkün olduğunca somut destek mekanizmalarıyla bağlantılı yürütülmesi gerektiğini gösterdi.

Ayrıca toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, aile hukuku, cinsel sağlık ve üreme sağlığı gibi hassas konuların konuşulabilmesi için güvenli bir alan oluşturmanın ne kadar önemli olduğunu gördük. Bu konuların kültürel olarak hassas olması, hiç konuşulmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Aksine, doğru bir yöntemle ve kadınların kendilerini rahat hissedecekleri bir ortamda ele alındığında, kadınların bu konularda oldukça güçlü görüşleri ve paylaşmak istedikleri deneyimleri olduğunu gördük.

Proje bize aynı zamanda tek tip bir yöntemle bütün mülteci kadınlara ulaşmanın mümkün olmadığını öğretti. Kadınların yaşadıkları mahalle, STK’larla önceki temasları, yaşları, aile içindeki konumları ve sahip oldukları mevcut bilgi düzeyleri farklılık gösteriyor. Bu nedenle gelecekteki çalışmalarımızda daha hedefli erişim yöntemlerine, özellikle bilgilendirme faaliyetlerinden uzak kalan gruplara ulaşmaya ve farklı ihtiyaçlara göre yöntem geliştirmeye daha fazla önem vermemiz gerektiğini gördük.

Son olarak, kadınların yalnızca bilgi alan kişiler olarak değil, kendi deneyimleri ve çözüm önerileri olan aktif katılımcılar olarak sürece dahil edilmesinin çalışmanın niteliğini önemli ölçüde artırdığını gördük. Bu nedenle bizim açımızdan projenin en önemli öğrenimlerinden biri, “kadınlara ne anlatmalıyız?” sorusunun yanında “kadınlar ne biliyor, neye ihtiyaç duyuyor, neyi deneyimliyor ve bunu nasıl kendi çözümlerine dönüştürebiliriz?” sorularını da sormak oldu.

Bu proje kurumunuza nasıl katkı sağladı? Çalışma biçiminizde veya mülteci kadınlarla kurduğunuz ilişkide bir değişiklik oldu mu?

Bu proje bizim için kurumsal açıdan da önemli bir deneyim oldu. Mülteci-Der olarak uzun yıllardır hak temelli bir yaklaşımla çalışıyor ve kadınlarla farklı çalışmalar kapsamında temas kuruyoruz. Ancak “Dinle, Anla, Anlat” kadınlara odaklanan ilk projemizdi. Bu nedenle özellikle kadınlarla çalışırken hangi yöntemlerin daha etkili olduğu, farkındalık çalışmalarının nasıl yürütülmesi gerektiği ve hedef grubun ihtiyaçlarına göre nasıl bir yaklaşım geliştirmemiz gerektiği konusunda bizim için önemli bir öğrenme alanı oluşturdu.

Proje boyunca katılımcı kadınlarla düzenli iletişim kurmamız ve zaman içinde bir güven ilişkisi geliştirmemiz de bizim açımızdan önemli bir kazanım oldu. Kadınların yalnızca belirli bir toplantıya katılan kişiler olmaktan çıkıp, ihtiyaç duyduklarında bizimle iletişime geçebilecekleri bir ilişki kurulduğunu gördük. Bu da gelecekteki çalışmalarımız açısından önemli bir temel oluşturdu.

Ayrıca proje sırasında ilginç bir başka şeyi fark ettik. Katılımcı kadınların önemli bir bölümü Mülteci-Der’i daha önce tanımıyordu. Daha çok insani yardım alanında çalışan kurumları biliyor ve bu kurumlarla temas kuruyorlardı. Proje sayesinde kadınlar Mülteci-Der’in hak temelli çalışmalarını, sunduğumuz hukuki danışmanlık ve diğer destekleri ve hangi konularda bize başvurabileceklerini daha yakından tanımış oldular.

Dolayısıyla proje bizim açımızdan yalnızca belirli konularda bilgi paylaşımı yaptığımız bir çalışma olmadı. Aynı zamanda hedef grubumuzla daha doğrudan ve düzenli bir ilişki kurmamızı, kadınlarla çalışmaya ilişkin yöntemlerimizi geliştirmemizi ve kadınların derneğimizin sunduğu destek mekanizmalarını daha yakından tanımasını sağladı. Bu deneyimin, bundan sonraki çalışmalarımızda kadınların ihtiyaçlarını ve deneyimlerini daha fazla merkeze almamız açısından kalıcı bir katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Proje sona ererken geriye dönüp baktığınızda en önemli kazanımınız ne oldu? Bu çalışmanın bundan sonra nasıl devam etmesini istersiniz?

Proje sona ererken geriye dönüp baktığımızda bizim için en önemli kazanım, mülteci kadınların kendi deneyimlerini, ihtiyaçlarını ve görüşlerini doğrudan dinleyebildiğimiz ve bu görüşleri çalışmalarımıza yansıtabildiğimiz bir alan yaratmış olmak oldu. Proje bize kadınların hangi konularda bilgiye ihtiyaç duyduğunu, hangi mekanizmalara erişmekte zorlandığını ve haklarını kullanırken hangi engellerle karşılaştığını daha yakından görme fırsatı verdi.

Aynı zamanda, bilgi vermenin tek başına yeterli olmadığını; bilginin erişilebilir olması, kadınların kendilerini güvende hissetmesi ve ihtiyaç duyduklarında somut destek mekanizmalarına ulaşabilmesinin de en az bilgi kadar önemli olduğunu gördük. Proje boyunca kurduğumuz düzenli iletişim ve güven ilişkisi de bizim için önemli bir kazanım oldu.

Bu çalışmanın bundan sonra tek seferlik bir proje olarak kalmasını istemiyoruz. Özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, aile hukuku, cinsel sağlık ve üreme sağlığı, gönüllü geri dönüş ve haklara erişim gibi konularda kadınlarla benzer çalışmaların devam etmesini önemsiyoruz. Ancak bunu yalnızca daha fazla bilgilendirme toplantısı düzenlemek şeklinde değil, kadınların ihtiyaçlarını düzenli olarak dinleyen, bilgi ile hukuki ve diğer destek mekanizmaları arasında bağlantı kuran ve bilgilendirme faaliyetlerine erişemeyen kadınlara da ulaşmaya çalışan bir yaklaşımla sürdürmek istiyoruz.

Bunun yanında, proje kapsamında elde ettiğimiz deneyim ve verilerin hem kendi çalışmalarımızda hem de diğer sivil toplum kuruluşları ve yerel aktörlerle yürüttüğümüz işbirliklerinde kullanılmasını istiyoruz. Kadınların sesinin ve deneyimlerinin, onlar hakkında karar veren ya da onlara yönelik çalışmalar yürüten aktörlerin çalışmalarına daha fazla yansımasını önemli buluyoruz.

En önemlisi de, kadınların sadece destek alan kişiler olarak değil, kendi hakları konusunda söz sahibi, deneyimlerini paylaşan ve çözüm süreçlerine katkı sunan aktörler olarak yer aldığı çalışmaların devam etmesini istiyoruz. “Dinle, Anla, Anlat”ın bize bıraktığı en önemli derslerden biri de bu oldu.

Bu projede geliştirdiğiniz veya deneyimlediğiniz hangi yaklaşım ya da uygulamaların başka illerde veya benzer çalışmalar yürüten kurumlar için örnek olabileceğini düşünüyorsunuz?

Bu projeden başka illerde ve benzer çalışmalar yürüten kurumlarda da uygulanabileceğini düşündüğümüz birkaç önemli yaklaşım çıktı. Bunlardan ilki, bilgilendirme faaliyetlerini tek yönlü bir bilgi aktarımı olarak görmemek. Biz toplantılarda kadınlara hazır bilgileri aktarmak yerine, öncelikle hangi konularda ne bildiklerini, hangi deneyimleri yaşadıklarını ve hangi sorularının olduğunu anlamaya çalıştık. Daha sonra eksik veya yanlış bilgilerin üzerine birlikte gittik ve yeni bilgileri mevcut bilgilerin üzerine ekledik. Bu yaklaşımın hem katılımı hem de bilgilerin daha anlamlı hale gelmesini sağladığını düşünüyoruz.

İkinci olarak, bilgilendirme faaliyetlerini somut destek mekanizmalarıyla ilişkilendirmek önemli bir uygulama oldu. Toplantılar sırasında hukuki veya başka bir konuda desteğe ihtiyaç duyduğunu belirleyen kadınları doğrudan ilgili destek mekanizmalarına yönlendirdik. Böylece kadınların “hangi hakka sahibim?” sorusunun yanında, “bir sorun yaşarsam nereye başvurabilirim?” sorusuna da cevap verebilmesini sağlamaya çalıştık. Benzer çalışmalar yapan kurumların da bilgilendirme faaliyetlerini kendi hizmetleriyle veya yereldeki diğer hizmet sağlayıcılarla bağlantılı tasarlamasının faydalı olacağını düşünüyoruz.

Bir diğer önemli deneyimimiz, ulaşılmayan grupları özellikle dikkate almak oldu. STK’ların yoğun çalıştığı mahallelerde yaşayan kadınların çok sayıda bilgilendirme faaliyetine erişebildiğini, bazı mahallelerdeki kadınların ise bu faaliyetlerin neredeyse tamamen dışında kaldığını gördük. Bu nedenle başka illerde de yalnızca faaliyetlere katılan kişi sayısına bakmak yerine, hangi grupların bu faaliyetlere erişemediğini tespit etmek ve erişim yöntemlerini buna göre değiştirmek önemli.

Ayrıca hassas konularda güvenli ve yargılayıcı olmayan alanlar oluşturmanın çok önemli olduğunu deneyimledik. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, aile ilişkileri, cinsel sağlık ve üreme sağlığı veya gönüllü geri dönüş gibi konular kültürel ve kişisel açıdan hassas olabilir. Ancak kadınların kendilerini rahat hissettikleri bir ortam oluşturulduğunda, bu konular hakkında oldukça açık ve güçlü görüşler paylaşabildiklerini gördük. Dolayısıyla bu konuların “hassas olduğu için konuşulmaması” yerine, doğru yöntemle ve kadınların deneyimlerini merkeze alarak konuşulması gerektiğini düşünüyoruz.

Son olarak, proje kapsamında elde edilen bilgileri yalnızca proje içinde bırakmayıp kadınların görüş ve deneyimlerini raporlaştırarak görünür hale getirmeyi de önemli bir uygulama olarak görüyoruz. Böylece sahada karşılaşılan ihtiyaçların ve kadınların kendi ifadelerinin daha geniş bir tartışmaya dahil edilmesini sağladık.

Dolayısıyla bizim açımızdan başka kurumlara aktarılabilecek temel yaklaşım şu: Önce dinlemek, sonra ihtiyacı anlamak, bilgiyi buna göre paylaşmak ve mümkün olduğunda bu bilgiyi somut destek mekanizmalarına bağlamak. Bunu yaparken de kadınları yalnızca bilgi alan kişiler olarak değil, kendi deneyimleri ve çözüm önerileri olan aktif aktörler olarak görmek.

Son olarak, mülteci kadınlarla TCDŞ ve CSÜS alanlarında çalışma yürütmek isteyen sivil toplum kuruluşlarına ne önerirsiniz?

Öncelikle bu alanlarda çalışmak isteyen sivil toplum kuruluşlarına, bilginin doğru, anlaşılır ve kadınların ihtiyaçlarına uygun bir şekilde aktarılmasına önem vermelerini öneriyoruz. Bizim projemizde de amacımız kadınlara mümkün olduğunca karmaşık ve teknik bilgiler vermek değil, onların günlük hayatlarında karşılaşabilecekleri durumlarda kullanabilecekleri bilgileri sade ve anlaşılır bir şekilde paylaşmaktı.

Özellikle TCDŞ ve CSÜS gibi hassas konularda kullanılan dilin, yöntemin ve ortamın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Kültürel hassasiyetleri gözetmek gerekiyor; ancak bu konuların hassas olması, konuşulmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Kadınların soru sorabilecekleri, anlamadıkları noktaları açıklığa kavuşturan bilecekleri ve ihtiyaç duyduklarında destek mekanizmalarına yönlendirilebilecekleri güvenli ortamlar oluşturulmalı.

Bir diğer önemli nokta, verilen bilginin kadının kendi çevresine aktarabileceği kadar açık ve kullanılabilir olması. “Dinle, Anla, Anlat” projesinde hazırladığımız Arapça kısa videolar da bu amaçla önemliydi. Kadınların yalnızca toplantı sırasında bilgi edinmesini değil, sonrasında bu bilgileri tekrar edebilmesini ve yakın çevresiyle paylaşabilmesini hedefledik. Bu nedenle bilgilendirme çalışmalarında kullanılabilecek materyallerin de mümkün olduğunca sade, erişilebilir ve paylaşılabilir olması önemli.

Ayrıca bilgilendirme faaliyetlerinin somut hizmet ve destek mekanizmalarıyla bağlantılı olması gerektiğini düşünüyoruz. Bir kadın bir hak ihlaliyle karşılaştığında yalnızca hakkının ne olduğunu değil, nereye ve nasıl başvurabileceğini de bilmeli. Biz de proje sırasında destek ihtiyacı olduğunu belirleyen kadınları derneğimizin hukuki danışmanlık birimine yönlendirerek doğrudan destek almalarını sağladık.

Son olarak, STK’ların yalnızca kolay ulaşabildikleri kadınlara değil, bilgilendirme faaliyetlerinden uzak kalan gruplara da ulaşmaya çalışmaları gerektiğini düşünüyoruz. Proje sırasında bazı mahallelerde kadınların çok sayıda bilgilendirme faaliyetine katıldığını, bazı mahallelerde ise kadınların bu tür çalışmalara neredeyse hiç erişemediğini gördük. Bu nedenle erişim yöntemlerini yerel koşullara ve hedef grubun ihtiyaçlarına göre çeşitlendirmek önemli.

Bizim açımızdan “Dinle, Anla, Anlat”ın en önemli tarafı da burada ortaya çıkıyor: Kadına doğru bilgiyi ulaştırmak, onun bu bilgiyi anlamasını ve ihtiyaç duyduğunda kullanabilmesini sağlamak ve ardından bu bilginin kendi topluluğu içinde yayılmasına alan açmak. Özellikle TCDŞ ve CSÜS gibi alanlarda, bilginin kadınlar arasında yaygınlaşmasının uzun vadede önemli bir güçlenme yaratabileceğini düşünüyoruz.