Sivil Toplum Destek Programı kapsamında, Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği olarak “Kadınların Adalete ve Psiko-sosyal Destek Mekanizmalarına Erişimi için Güçlendirme Projesi”ni yürütüyorsunuz. Bu proje ile Şanlıurfa’nın Sırrın ve Maşuk mahallelerinde yaşayan 15–60 yaş aralığındaki kadınlar ve kız çocuklarının hukuki ve psikolojik destek mekanizmalarına erişiminin artırılması ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin azaltılması hedefleniyor. Araştırmanızın bulgularının tamamı henüz kamuoyuyla paylaşılmamış olsa da, elde edilen sonuçlara dair size birkaç soru yöneltmek istedik.

Derneğinizden biraz bahseder misiniz? Hangi alanlarda çalışmalar yürütüyorsunuz?  

Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği 2004 yılında kurulan yerelden kadınların örgütlenerek; kadınların siyasal, sosyal ve yaşamın her alanında yaşadığı sorunlara çözüm üretmek amacıyla kurulmuştur. Kadınlar için şiddete yönelik başvuru mekanizmaları sağlamak, psikolojik ve hukuki destek sağlamak temel çalışmalarımız arasındadır. Bununla birlikte kadınlar için resim, müzik ve amigurumi gibi sosyalleşme imkânı ve alanı sağlamaktayız. Kadınların haklarına erişimi ve toplumsal cinsiyet eşitliği için savunuculuk ve görünürlük çalışmalarını mahalle çalışmaları ve basın açıklamalarıyla gerçekleştirmekteyiz.

Araştırmaya başlamadan önce nasıl bir ön hazırlık süreci yürüttünüz? 

Derneğin bünyesinde yer alan proje komisyonu TAP Vakfının sağladığı mentörnlük eğitimlerine katılım sağlamıştır. Bu süreçte kadınların sahadaki ihtiyaçlarını daha önce yaptığımız çalışma ve gözlemlere dayanarak hazırlık çalışmaları başlattık. Derneğin başvuru birimine gelen başvurular, sahada kadınların destek ihtiyacının oldukça fazla olduğunu, Yaşamevi olarak sağlanan destek hizmetlerinin daha geniş kesimlere ulaşması gerektiğini fark ettik bu noktada tespitlerden yola çıkarak ilgili kurumlar ve muhtarlıklarla görüşmeler gerçekleştirerek bir hazırlık süreci yürüttük.

Sırrın ve Maşuk mahallelerini seçme kararını hangi kriterlere dayanarak aldınız? 

Sırrın mahallesi Yaşamevi’nin daha önce mahalle çalışmaları yürüterek hane ziyaretleri yaptığı bu bağlamda Aleviler, Sünniler, Araplar ve Kürtler gibi farklı toplumsal kesimlerin bir arada yaşadığı bir mahalle olması bakımından özgün özgün bir bölge olması nedeniyle seçilmiştir. 2011 yılında kadın istihdamına yönelik yürütülen çalışmaların etkilerini gözlemleyebilmek, geçmişten bugüne kadınların yaşamındaki değişimleri izleyebilmek de Sırrın mahallesinin seçilmesinin nedenleri arasındadır. Maşuk mahallesi ise şehrin sonradan gelişen hem toki tarzı daha ekonomik konutların bulunduğu hem de daha sosyo ekonomik düzeyi yüksek kesimlerin bir arada yaşadığı bir kesişim bölgesi niteliğindedir. Bunun yanı sıra insanların özellikle kırsal kesimlerden şehirleşme süreci geçerken de iç göçün yoğunlaştığı özgün bir alandır. Bu görünümüyle farklılıkların bir arada bulunduğu ancak sivil toplum desteğinin hiç bulunmadığı bir alan olması nedeniyle kadın deneyiminin bu anlamda nasıl farklılaştığını da gözlemleyebilmek Maşuk mahallesinin seçilme nedenleri arasındadır.

Saha ve araştırma sürecine dair öne çıkan gözlemleriniz nelerdi? Bu süreçte beklenmedik bulgular veya karşılaştığınız temel zorluklar hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Kadınların gündelik yaşam deneyimlerini, karşılaştıkları sosyal ve ekonomik sorunları ve mevcut destek mekanizmalarına erişim durumlarını daha yakından gözlemleme açısından oldukça öğretici olmuştur. Görüşmeler sırasında en dikkat çekici gözlemlerden biri, her iki mahallede de kadınların büyük ölçüde ev içi sorumlulukları üstleniyor olması ve ekonomik hayata katılımlarının oldukça sınırlı kalmasıdır. Özellikle çocuk bakımı, yaşlı bakımı, temizlik ve hane içi düzenin neredeyse tamamen kadınların sorumluluğunda olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra, birçok kadının ekonomik üretime katkı sunmak istemesine rağmen gerek toplumsal roller gerekse mevcut imkânsızlıklar nedeniyle bunu gerçekleştiremediği gözlemlenmiştir.

Kadınların sosyal destek ağlarının büyük ölçüde aile ve yakın çevre ile sınırlı olmasıdır. Özellikle şiddet, ekonomik sorunlar ya da psikolojik destek ihtiyacı gibi durumlarda kurumsal mekanizmalara başvurma oranının oldukça düşük olduğu görülmüştür. Kadınların büyük bir kısmı yaşadıkları sorunları resmi kurumlara taşımak yerine aile içinde çözmeye çalıştıklarını ifade etmiştir. Bu durum, kurumsal destek mekanizmalarına dair bilgi eksikliği kadar, güven sorununun da önemli bir etken olduğunu düşündürmektedir. Beklenmedik bulgulardan biri, bazı kadınların mahallelerini fiziksel olarak güvenli bulduklarını ifade etmelerine rağmen aile içi baskı, kontrol ve psikolojik şiddet göstergelerinin yüksek çıkması olmuştur. Bu, güvenlik algısının daha çok kamusal alanla ilişkilendirildiğini; ev içi ilişkilerde yaşanan baskının ise çoğu zaman olağanlaştırıldığını göstermektedir. Ayrıca, bazı katılımcıların şiddeti yalnızca fiziksel müdahale olarak tanımlaması; hakaret, sosyal izolasyon, ekonomik kısıtlama ya da karar alma süreçlerinden dışlanmayı şiddet kapsamında değerlendirmemesi dikkat çekicidir

Süreçte karşılaşılan temel zorluklardan biri, özellikle şiddet ve aile içi ilişkilere dair sorularda katılımcıların çekingen davranmasıdır. Bazı kadınlar bu konularda açık yanıt vermekten kaçınmış, bazıları ise görüşme sırasında aile bireylerinin etkisi nedeniyle kendilerini rahat ifade edememiştir. Bu durum, saha araştırmalarında güven ilişkisi kurmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Ayrıca, kimi katılımcıların resmi araştırmalara karşı temkinli yaklaşması, verdikleri bilgilerin nasıl kullanılacağı daha önce yaşadıkları deneyimler konusunda kaygı duyması veri toplama sürecini zaman zaman zorlaştırmıştır.

Genel olarak saha süreci, mahalleler arasında sosyo-ekonomik ve kültürel farklılıklar bulunsa da kadınların karşılaştığı yapısal sorunların büyük ölçüde ortaklaştığını göstermiştir. Erken evlilik, ekonomik bağımlılık, sınırlı sosyal hareketlilik ve destek mekanizmalarına erişim eksikliği her iki mahallede de dikkat çeken temel meseleler olarak öne çıkmıştır. Bu bulgular, kadın odaklı sosyal destek çalışmalarının yalnızca bireysel güçlendirme değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık ve kurumsal erişim boyutlarını da kapsayacak şekilde tasarlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Araştırmanın bulgularını ne zaman ve hangi formatta paylaşmayı planlıyorsunuz?

Sırrın Mahallesi’nde yürüttüğümüz çalışmanın bulgularını raporlaştırarak paylaştık. Maşuk Mahallesi’ne ilişkin raporun da önümüzdeki günlerde tamamlanarak kamuoyu ile paylaşılması planlanmaktadır. Araştırmanın tüm bulgularını ise iki mahalleyi karşılaştırmalı olarak paylaşmayı hedefliyoruz. Raporda; demografik yapı, ekonomik durum, sosyal destek mekanizmaları, şiddet deneyimleri ve kurumsal hizmetlere erişim gibi başlıklar hem ayrı ayrı mahalleler bazında hem de karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır. Zamanlama açısından, Maşuk raporunun paylaşılmasının hemen ardından, kısa bir analiz ve bütünleştirme sürecinin tamamlanmasıyla birlikte karşılaştırmalı raporun yayımlanması öngörülmektedir. Bunun yanı sıra, farklı hedef kitlelere ulaşabilmek amacıyla daha kısa özet dokümanlar, sunumlar ve politika notları gibi alternatif formatlarda da bulguların paylaşılması  ve raporların tamamını kapsayan bir rapor kitapçığı yayınlanacaktır.

 Araştırma bulgularınızla birlikte önümüzdeki dönemde nasıl bir yol haritası izlemeyi planlıyorsunuz? Bu verileri yerel ve ulusal düzeyde savunuculuk ve politika geliştirme süreçlerine nasıl taşımayı hedefliyorsunuz?  

Sırrın ve Maşuk mahallelerinden elde edilen verilerin karşılaştırmalı analizi tamamlanarak öncelikli ihtiyaç alanları netleştirilecektir. Özellikle erken evlilik, ekonomik bağımlılık, sosyal destek mekanizmalarına erişim ve şiddetle mücadele başlıkları, müdahale önceliği olarak öne çıkmaktadır. Kısa vadede, elde edilen bulguların sahaya doğrudan yansıtılması hedeflenmektedir. Bu kapsamda kadınlara yönelik farkındalık çalışmaları, hak temelli bilgilendirme seminerleri ve yerelde erişilebilir destek mekanizmalarının tanıtılması planlanmaktadır. Aynı zamanda, kadınların ekonomik olarak güçlenmesine katkı sunacak yerel iş birlikleri ve yönlendirme mekanizmaları geliştirilecektir. Sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi ve kadınların yalnız olmadıklarını hissedecekleri güvenli alanların oluşturulması da öncelikli hedefler arasında yer almaktadır.

Orta vadede, yerel paydaşlarla daha güçlü iş birlikleri kurulması planlanmaktadır. Belediyeler Kadın Aile Birimleri, STKlar, meslek örgütleri, sosyal hizmet birimleri ve ilgili sivil toplum aktörleriyle veri paylaşımı yapılarak, mahalle bazlı ihtiyaçlara yönelik ortak programlar geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu süreçte araştırma bulguları, karar alıcılar için somut ve veri temelli bir rehber işlevi görecektir.

Ulusal düzeyde ise, elde edilen verilerin politika geliştirme süreçlerine taşınması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda hazırlanacak politika notları, özet raporlar ve savunuculuk belgeleri aracılığıyla ilgili kamu kurumlarına, ağlara ve platformlara veri sunulacaktır. Araştırma bulgularının yalnızca akademik bir çıktı olarak kalmaması, aynı zamanda kadınların yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik politika ve uygulamalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.

Uzun vadede ise, bu çalışmanın sürdürülebilir bir izleme ve değerlendirme çalışması olarak planlanmaktadır. Belirli aralıklarla benzer araştırmaların tekrarlanmasıyla değişim izlenecek, uygulanan müdahalelerin etkisi değerlendirilecektir. Böylece hem yerel düzeyde hem de daha geniş ölçekte kadın odaklı sosyal politikaların geliştirilmesine sürekli veri üreten bir yapı oluşturulması hedeflenmektedir.

Genel olarak, bu araştırma yalnızca bir tespit çalışması değil; aynı zamanda yerel düzeyde güçlendirme, ulusal düzeyde ise politika üretimi ve savunuculuk için bir başlangıç noktası olarak ele alınmaktadır.

Benzer çalışmalar yürütmek isteyen kurumlara ne önerirsiniz? 

Araştırmayı yalnızca veri toplama süreci olarak değil, aynı zamanda güven ilişkisi kurma ve değişim yaratma süreci olarak ele aldık. Sahada çalışırken katılımcılarla kurulan ilişki, elde edilecek verinin kalitesini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, araştırma öncesinde mahallede bilgilendirme yapmak, yerel aktörlerle iş birliği kurmak ve katılımcılara sürecin amacı ile verilerin nasıl kullanılacağını açıkça anlatmak büyük önem taşır.

Mümkün olduğunca standart ve karşılaştırılabilir veriler olmalı. Aynı soruların farklı mahallelerde uygulanması, elde edilen bulguların analizini güçlendirir. Bunun yanında, yalnızca nicel veriye değil, kadınların deneyimlerini daha derinlemesine anlayabilmek için nitel görüşmelere de yer verilmesi çalışmayı zenginleştirir.

Saha sürecinde özellikle şiddet, ekonomik bağımlılık ve aile içi ilişkiler gibi hassas konularda etik ilkelere titizlikle uyulması gerekir. Katılımcıların güvenliği, mahremiyeti ve gönüllü katılımı her şeyin önünde tutulmalıdır. Görüşmelerin mümkün olduğunca güvenli ve rahat ortamlarda yapılması, kadınların kendilerini daha açık ifade etmelerini sağlar.

Araştırma sonrasında ise en sık yapılan hatalardan biri, bulguların yalnızca rapor olarak kalmasıdır. Bu nedenle kurumlara en önemli önerilerden biri, verileri mutlaka eyleme dönüştürmeleridir. Yerel yönetimler, kamu kurumları, sosyal hizmet kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği kurarak elde edilen bulguları somut programlara, eğitimlere ve destek mekanizmalarına dönüştürmek çalışmanın etkisini artıracaktır.

Ayrıca, farklı hedef kitlelere ulaşmak için tek bir raporla sınırlı kalmayıp; politika notları, sunumlar ve kısa özetler gibi çeşitli formatlarda paylaşımlar faydalı olacaktır. Bu, hem karar alıcıların hem de toplumun farklı kesimlerinin veriye daha kolay erişmesini sağlar.

Son olarak, bu tür çalışmaların tek seferlik değil, izleme ve değerlendirme süreci olan sürdürülebilir çalışmalar olarak planlanması önerilir. Belirli aralıklarla aynı bölgelerde tekrar veri toplanması, yapılan müdahalelerin etkisini ölçmeye ve yeni ihtiyaçları tespit etmeye imkân tanır.

Sahada elde edilen veriler sadece sayılardan ibaret değildir; her bir veri, bir kadının yaşam deneyimini temsil eder. Bu nedenle araştırma sürecine yalnızca teknik değil, aynı zamanda insan odaklı ve hak temelli bir bakış açısıyla yaklaşmak, çalışmanın hem etik hem de toplumsal etkisini güçlendirecektir.